1. Sence sanatçı mı doğulur yoksa sanatçı mı olunur?
Kimin ne olarak doğacağını belirleyen faktörler toplumsal ve genetik, sanatçı olunup olunmayacağı ise günümüzde büyük ölçüde yönelim kadar en temelinde ayrıcalık ve şartların uygunluğu belirliyor. Yani herkes filancanın çocuğu olarak doğuyor ancak olunacak (veya olunamayacak) şey sayısı daha fazla bence.
2. İleride örneğin ’ressam’ ya da ’heykeltraş’ olarak mı anılmak istersin yoksa ’sanatçı’ olarak mı? Neden?
Benim için fark etmez, şimdilerde ‘ressam’ı daha çok kullanıyorum çünkü pratik açıdan daha tanımlayıcı.
3. Sadece sanat yaparak ’hayatta -ve sanatta- kalmak’ ve üretken olmak mümkün mü senin için? Sanat yaparak hayatta kalmayı başarıyorsan, bunu nasıl mümkün kılıyorsun?
Farklı işlerim var, sarkaç bunların arasında gidip geliyor dönemsel. Eskiden bu bende çok anksiyete yaratıyordu ancak hayatta kalabilmek için tek bir şeye bel bağlamanın çok daha sıkıntılı olacağını fark ettiğimden beri böyle bir düzen kurduğum için memnunum.
4. Sanatsal ifade özgürlüğünün engellenmesi veya sınırlanması (kimlik, toplumsal cinsiyet, küir vb.) bağlamında sansür ve otosansür konusunda ne düşünüyorsun? Üretim yaparken sansür ile karşı karşıya kalıyor musun?
Sansür politikalarının çağdan çağa çok benzer olduğunu görüyoruz, sosyal medyayla iyice korkutucu başka bir boyut almış durumda; bu nedenle kimliklerini sosyal yaşantı ve/veya işlerinden ayrıştırmayan sanatçıların hem destekliyor hem de yeri geldiğinde kimi için endişeleniyorum. Benim işlerimde kimliğim daha kapalı ve şifreli bir biçimde yer alıyor, bu mahremiyet isteği kadar bir bakıma otosansür olarak düşünülebilir. Bu dünyanın baskısına hepimiz farklı biçimlerde karşılık veriyoruz ve bu da kimliklerin bir parçası.
5. Sanatçı ve aydınların yakılarak katledildiği bir coğrafyada sanatçı olmak nasıl bir hissiyat senin için? Buna bağlı olarak sanat ile aktivizm, sanatçı ile aktivist ilişkisi hakkında ne düşünüyorsun?
Bir önceki yanıtımla bağdaşıyor bu konudaki düşüncem. Bu coğrafyada sanatçı olmak hem bir sorumluluk hem de temkinlilik hissi getiriyor. Kendimi gizlememek ve güçlü duruşa önem veriyorum ancak aktivitelerine devam edebilmek için bir denge arayışı oluyor. Mücadelelerini seçmek denebilir. Yakın zamanda okuduğum bilimkurgu romanda, uzaylılar tarafından tutsak alınmış bir dünyalının dünyayla iletişim kurmasına, sıkı bir gözlem altında izin veriliyor. Dünyalı ise edinmiş olduğu çeşitli istihbaratları dünyaya iletebilmek için bunları bir takım peri masallarının içine gizliyor, hatta görüşme öncesinde uzaylılar işkillenmesin diye bunları yıllarca bizim gezegenden masallar diye uzaylılara anlatıp alışmalarını sağlamış. Böylece uzaylılar tarafından dünyalıların öğrenmesinin istenmediği çeşitli bilgileri bir masal kisvesinde çaktırmadan karşı tarafa aktarabiliyor. Karanlık dönemlerde sanatın başlı başına bu işleve sahip olduğun fikrine kapılıyorum iyiden iyiye.
6. Sanat ve sanatçının desteklenmesi bağlamında uygulanan devletin kültür-sanat politikası hakkında ne söylersin? Kamudan beklentilerin nelerdir? Kamusal destek mi/özel sektörün desteği mi elzemdir senin için?
Hep tartıştığımız konu. Şu anki uygulanan kültür-sanat politikası, plastik sanatlar bağlamında toplumun tüm tabakalarını kapsayıcı değil, böyle bir gelenek de yok. Kamudan ne gibi bir beklentim olabilir? Kamu şu an temel bir seviyede bir hayatta kalma savaşı vermekte. Ayrıca ben de kamuyum ve bir şekilde angaje olmam lazım sanatçı olarak da. Bu konuda çalışmalar var illaki, yaklaşımlar tartışılır; belki kademeli değişimi göremeyecek kadar zamanın içindeyiz.
7. Kişisel deneyimlerinden hareketle, bağımsız bir sanatçı olmak ile bir galeri tarafından temsil edilen sanatçı olmak arasındaki (avantaj/dezavantaj, sanatsal özgürlük, sanat üretimine müdahale) farklar nelerdir? Özellikle Türkiye’deki galericiliğin işleyişi hakkında değerlendirmen nedir?
Sanatçının piyasaya göre kendini kısıtlaması olgusundan zaten hep bahsediyoruz, temsiliyetle beraber bu baskı belki artıyordur. Şimdiye kadarki sınırlı deneyimimde temsiliyetin sunduğu avantajlar kadar galerisiz bir sanatçının bu avantajlara erişim engeli da etkili oldu. Kendim çok girişimci, sosyal, networkçü bir kişilik olsam o yola hiç girmeyebilirdim. Bunların eksiklik olduğunu veya sanatçının görevi olduğunu kabul ettiğimiz noktada galeriyle simbiyotik bir ilişkiye girme umuduyla hareket ediyoruz zaten, mekân ve bağlantı eksikliği, sanatçılar olarak ekonomik okuryazarlığımız, her ne ise. TR’de ise yurtdışından çok farklı mı bu durum bilmiyorum.
8. Sanatın gelişimi bağlamında sanat piyasasının (müze ve koleksiyonerler çerçevesinde) belirleyicilik kazanması olasılığı ya da durumu hakkında ne düşünüyorsun?
Sanatın gelişimine piyasasının katkısı şu olabilir, sanatçının pratiğinin sürdürülebilirliğini sağlaması. Kesintisiz çalışma, mesleğine tamamen kendini verebilmek; bunlar da ayrıcalıklar, ben ve bir çok sanatçının pratiği ise kesintilerle devam ediyor (önceden söylediğim gibi mevcut şartlarda bu bir avantaj da olabiliyor).
Sanat dünyasıyla ilgili birkaç sene önce popüler olan bir kitapta, sanırsam bir eleştirmen diyordu ki; bir medeniyetin olmuşluğunun göstergesi sanat eleştirmenidir, önce meskenler olur, sonra yol ve sokak lambası, okuludur marketidir gelir, iyice işler gelişince müze gelir, son olarak da sanat eleştirmeni geldiyse medeniyet oluşmuştur; beni eğlendirmişti bu aksiyom.
9. Bir eserinin kara para aklamak üzere satın alındığını öğrensen ne hissedersin? Genel olarak sanat eserinin metalaşması üzerine ne düşünüyorsun?
Sanat eserinin meta olabilmeme olasılığı yeni bir şey zaten. Bir noktada, belki bir süre eserlerimizi sattıktan sonra nasıl bir seyirciye, alıcıya yönelik iş ürettiğimizle yüzleşiyoruzdur bir çoğumuz. Sindirmekte çok zorlanıyorsak bundan uzaklaşabiliriz ama işleri kimin ne amaçla alacağı üzerine gene sınırlı bir söz hakkımız olacaktır. Kazancımızı ne yapacağımız daha bizim kontrol alanımızda sanki, emeğimizle hangi sektöre nasıl bir katkıda bulunduğumuzun sorumluluğu da bize yüklenmeden önce.
Sanırım metalaşmanın son sınırı olarak görüldüğü için burada spesifik olarak kara para aklama örneği kullanılıyor, ama emeğin halihazırda direkt metalaşması olgusundan bahsediyoruz plastik sanat özelinde. Emek nispeten daha az adımdan geçerek piyasanın içinde işlevlendiriliyor, dolayısıyla buna karşı daha mesul hissediyoruz ve/veya hissetmemiz bekleniyor belki de sanatçılar olarak, burada da en başa dönüp "niye resim yapıyorum?" diye soruyorum (tek bir cevabı yok).
10. Sanat tarihinin nesnel koşullarda yazıldığını düşünüyor musun? Bu yazımı etkileyen kişi, kurum ve çevreler hakkında ne dersin? Hakikate, samimiyete, tarafsızlığa ve nesnel bilgiye dayanan bir sanat eleştirisi ihtiyacı üzerine ne düşünürsün?
Bence sorunun içinde cevapların hepsi var; nesnel koşullarda hiçbir tarih yazılmaz, yazımı etkileyen kişiler ve kurumlar tahakküm kimdeyse onlardır (sanat tarihi özelinde beyaz ve Batılı cis erkekler). Eleştiriye gelince çok elzem ve iki önceki soruyla bağlantılı olarak, gelişebilmemiz için en çok o lazım ama özellikle nesnellik ne kadar gerçekçi bir hedef emin değilim, eleştirmen de insan olunca. Tarih yazımı olsun eleştiri olsun asıl hedef çok seslilik, kapsayıcılık olmalı gibi.
11. ”Sanat iyileştirir” popüler söylemi için ne düşünüyorsun? Bu bağlamda küratörlük kurumuna bakışın nasıl? Kurumsal ve bağımsız küratörlerin seninle iletişimi nasıl?
Bu “sanat iyileştirir” lafı galiba bağlamından kopan bir söylem. Altında yatan bireysel veya toplumsal travmalarımızı dışa vurup dönüştürmemizle ilgili, ne kadar bununla alakalı veya içselleştirerek kullanılıyor, bilmiyorum, veya niye bu kadar catchphrase (slogan) haline geldi. Kuru gürültünün altında bence bu konuda gayet güzel çalışmalar yapan küratörler var burada. Küratörlerin benimle şahsi olarak ilişkisi kiminin var, kiminin yok, çoğuyla merhaba merhaba, bir iki de düzenli iletişimde olan var sağ olsunlar.
12. Son olarak konuyla ilgili eklemek istediğin bir şey var mı?
Yok.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder