Meltem Sarıkaya

1. Sence sanatçı mı doğulur yoksa sanatçı mı olunur?

Hayata karşı deneyimlerimiz, hassasiyetlerimiz ve gözlemlerimizin birikimi, olduğumuz kişi olmamızı sağlayan etmenler bence. Bu tanımı yapmak biraz zor benim için. Atatürk'ün çok sevdiğim bir sözü var bu durumu özetleyen '' Efendiler, siz hayatınızda mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz, hatta reisicumhur olabilirsiniz; fakat hiçbir zaman sanatkâr olamazsınız.'' Sanat, üslubun ve insanın özüdür. Doğan da var olan da.

2. İleride örneğin ’ressam’ ya da ’heykeltraş’ olarak mı anılmak istersin yoksa ’sanatçı’ olarak mı? Neden?

Ben kendimi ressam olarak tanımlarım, en ilkel olanla (boya, fırça, bez, kağıt) düşüncemi görselleştirdiğim ve ifade edebildiğim için. Sanatçı tanımını kendim yapamam bu izleyiciye bırakılmalı.

3. Sadece sanat yaparak ’hayatta -ve sanatta- kalmak’ ve üretken olmak mümkün mü senin için? Sanat yaparak hayatta kalmayı başarıyorsan, bunu nasıl mümkün kılıyorsun?

Kendim ve tanıdığım bir çok sanatçının, imkan ve şartları zorlayarak yine sanatsal pratiği dahilinde birden fazla işle meşgul olarak ayakta kalmaya çalıştığını görüyorum. Şuan ki şartlar her ne kadar engel olmaya çalışsa da mümkün olduğunu düşünüyorum. Burada özel sektörün desteği, bireysel çaba çok fazla.

4. Sanatsal ifade özgürlüğünün engellenmesi veya sınırlanması (kimlik, toplumsal cinsiyet, küir vb.) bağlamında sansür ve otosansür konusunda ne düşünüyorsun? Üretim yaparken sansür ile karşı karşıya kalıyor musun?

Yönetimler ve dini kurumların oluşturduğu topluma uymayan ahlaki normlar, otoritenin hoş görmediği fikirler yüzünden geçmişten günümüze kadar baskı ve sansüre maruz bırakılmış sanatçılar, kaldı ki günümüzde bunun aksini söyleyemem. Her şeyin politik olduğu bu dönemde, sanatsal ve düşünce özgürlüğü diye bir gerçekliğin baskılanmadığını, sınırlandırılmadığını düşünemiyorum. Her alana sirayet eden bu virüsün sanatsal pratiğe etki etmemesi diye bir şey de olamaz. Bu zorbalığın en büyük etkisi de otosansür oluyor maalesef. Fazlaca mücadele ettiğim bir konu bu benim için. Benim bu açık ve üstü kapalı sansür zırvalıklarıyla mücadelem genel olarak umursamamakla oluyor. Umurumda değil.

5. Sanatçı ve aydınların yakılarak katledildiği bir coğrafyada sanatçı olmak nasıl bir hissiyat senin için? Buna bağlı olarak sanat ile aktivizm, sanatçı ile aktivist ilişkisi hakkında ne düşünüyorsun?

Bu yaptıkları insanlık dışı olay, benim ruhumda onarılması güç bir delik açtı ve tek hissettiğim derin bir utanç. Her sanatçı özünde aktivist ve muhalif olmak zorunda. Sanatçının misyonu sanatın evrensel dilini, sanatsal ifade biçimlerini kullanarak toplumsal, politik ve çevresel sorunlar üzerinde farkındalık yaratmak olmalı bana göre. Önceliği, tüm bu sorunları eleştirmek, değiştirmek ve farkındalık yaratarak duyarlılık oluşturmak, toplumsal dönüşüme de teşvik etmek olmalı. 

6. Sanat ve sanatçının desteklenmesi bağlamında uygulanan devletin kültür-sanat politikası hakkında ne söylersin? Kamudan beklentilerin nelerdir? Kamusal destek mi/özel sektörün desteği mi elzemdir senin için?

Kendi çürümeye mahkûm ideoloji ve basma kalıp düşüncelerini dayatan, aykırı olanın sansür ve otosansüre takıldığı bu sistemden hiçbir beklentim yok. Herhangi bir konu hakkında bile insani standartlarda politikası olmayan hükümetin, sanat ve sanatçı için alternatif çözümler üretebileceğini de düşünmüyorum. Gölge etmesinler. Devlet temelde insanı korumalı, yaşam şartlarını-standartlarını insani düzeylerde sağlamalı ki sanatı ve sanatçıyı da korusun, yandaş olanları değil sadece. Onların da yaptığı iktidar yalakalığının ötesine geçmiyor maalesef. Özel sektörün desteği sanırım daha fazla. Özet olarak özel sektör ve devlet ortak politikalar yürütmeliler.

7. Kişisel deneyimlerinden hareketle, bağımsız bir sanatçı olmak ile bir galeri tarafından temsil edilen sanatçı olmak arasındaki (avantaj/dezavantaj, sanatsal özgürlük, sanat üretimine müdahale) farklar nelerdir? Özellikle Türkiye’deki galericiliğin işleyişi hakkında değerlendirmen nedir?

Bağımsız olarak üretim yaptığım süreçte ne yapıyorsam yani sanatsal özgürlük bağlamında, galeri temsiliyeti aldıktan sonra da benim için pek farklı olmadı açıkçası. Bütün eleştirilere açık fakat herhangi bir müdahaleye de karşıyım. Bu kişiden kişiye değişen bir şey sanırım. Benim bunu kabul etmem pek mümkün değil ve karakterime aykırı:) Galeri deneyimlerim ve tecrübelerim çok yeni fakat galerinin en önemli avantajı bireysel olarak dahil olamayacağım fuarlara, sergilere katılabilmek, ''benim de söyleyeceklerim var'' diyebilmem için bireysel olarak sağlayamayacağım alanlarda imkanlar tanıması. 

8. Sanatın gelişimi bağlamında sanat piyasasının (müze ve koleksiyonerler çerçevesinde) belirleyicilik kazanması olasılığı ya da durumu hakkında ne düşünüyorsun?

Sanırım sanatsal gelişimin belirleyicisi genel olarak piyasa ve koleksiyonerler oluyor. Halbuki sanatın piyasası diye bir şey söz konusu olmamalı. Bu durumun aynı seslere dönüşen bir kakofoni olmaması için koleksiyoner ve müzecilik ya da farklı platformların çoğalması gerek diye düşünüyorum.

9. Bir eserinin kara para aklamak üzere satın alındığını öğrensen ne hissedersin? Genel olarak sanat eserinin metalaşması üzerine ne düşünüyorsun?

Öncelikle hiç şaşırtmaz bu beni. Bu ülkedeki her şeyin politik olduğunu ve kasıtlı olarak politize edildiğini, en baştan yürütülen politikaların insan merkezli olmadığı, yanından yöresinden geçmediği bir sistemde sanat da dahil tüm alanlara yarattıkları düzenin sirayet ettiğini düşünüyorum. Sanatçı öyle ya da böyle içinde bulunduğu çağı, sanatsal ifade biçimleriyle yansıtıp, hakikati işaret etmeli. Bundan sonrası küçük adamların küçük hesapları.

10. Sanat tarihinin nesnel koşullarda yazıldığını düşünüyor musun? Bu yazımı etkileyen kişi, kurum ve çevreler hakkında ne dersin? Hakikate, samimiyete, tarafsızlığa ve nesnel bilgiye dayanan bir sanat eleştirisi ihtiyacı üzerine ne düşünürsün?

Aldığım eğitim doğrultusunda diyebilirim ki sanat tarihi eril tahakküm tekelinde yazılan batılı beyaz adamların nesnel koşullarının toparlanmış hali. Tarih boyunca erkeklerin kadınlardan daha üstün olduğu yanılsaması, eğitime erişimlerinin kadınlarınkinden daha öncelikli olması ki bu durum da sanat tarihinin tamamıyla yanlı ve bence ağırlıkla eril merkezli yazıldığına işaret eder. Bunu samimi, tarafsız, hakikat e dayalı ve nesnel bulmuyorum. Artık yaşadığımız çağ bu eril merkezli tarihi sorgulayabilir ve güncelleyebilir diye düşünüyorum. Bunun tartışılması ve hakikatin, samimiyetin, tarafsız gibi görünen sanatsal bakışın eşitlikçi bakış açılarıyla eleştirilmesini diliyorum.

11. ”Sanat iyileştirir” popüler söylemi için ne düşünüyorsun? Bu bağlamda küratörlük kurumuna bakışın nasıl? Kurumsal ve bağımsız küratörlerin seninle iletişimi nasıl?

Sanatın iyileştirici yanı diğer etmenlerden fazla değil ve nihai amacı olamaz bana göre. Aynı zamanda aktivist de olan sanatçı toplumsal konuları ele alarak insanların duygularını harekete geçirebilmeli. Bu ''sanat iyileştirir'' söylemi sadece tüketime teşvik eden kapitalist sistemin hakikati çoğu zaman perdelemek için kullandığı söylemlerden biri. Küratörlük kurumu da bence güvenli alanlarının ve kendi sanatçı kataloglarının dışına çıkmadığı sürece kurum değil de bir kabile hissi veriyor bana. Körler sağırlar birbirini ağırlar cinsinde bir kabile. Açıkçası çok fazla iletişimim yok diyebilirim. Ama diğer tüm çalışma koşulları gibi çeşitli zorluklarla mücadele ediyor bağımsız küratörlük mesleğini icra edenler bende mücadele eden ve çabalayan insanlara saygı duyuyorum. Her ne kadar bu konu hakkında pozitif olmayan düşüncelerim, yeni ve az tecrübelerim deneyimlerim olsa da önemli olduğunu düşünüyorum.

12. Son olarak konuyla ilgili eklemek istediğin bir şey var mı?

 Yok.
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder