1. Sence sanatçı mı doğulur yoksa sanatçı mı olunur?
Bence ne sanatçı doğulur ne sanatçı olunur. "Sanatçı" günlük yaşamda bahsettiğimiz sanat işiyle uğraşan ve onu üreten kişiyi tanımlamak bağlamında anlamlı olsa da, sanatsal üretimi ve daha geniş bir kapsamda kültürel üretimleri herhangi bir endüstrideki bir meslek gibi tanımlamanın mümkün olduğunu sanmıyorum. Bu, benim bakış açıma göre, bir standardı olan, ekonomik bir ihtiyacı karşılayan ve kriterleri belirli bir alan değil, insanın çevresine ve hakikate duyduğu merakı, insanlığın entelektüel birikimini de hesaba katarak, farklı şekilde üretme içgüdüsü ve zihinsel aktiviteyi temel alan ve bedensel üretime döken bir eylem. Bu sebeple bir yerde başlayıp biten bir şey de değil, bu işlere odaklanıp bu şekilde yaşamak bu şekilde hayata bakmak ile ilgili. Kendi benliğinin ve varlığının bir uzantısı olarak üretmek, kendi varlığını çoğaltmak ile ilgili. Hakikate en azından yaklaşmanın başka yollarının mümkün olduğuna inanmak, açık fikirlilikle deneyler yapabilmekle ilgili. Sanatçıyı büyük bir yetenekmiş gibi, ya da toplumdan uzaklaşmış bir marjinal olarak algılamayı dar bir bakış açısı olarak görüyorum. Herkes sanatçı olabilir ya da potansiyel sanatçıdır, bu alana odaklanmak ve düşünsel yolculuklara hazır olmak yeterli. Bunun yanında sanatçı olma halini, süregiden ve kendini tekrar tekrar oluşturan bir yolculuk hali olarak düşünürsek, kimse de tam anlamıyla sanatçı olmamıştır. Ya da henüz sanatçı olamadığı, sanatçı olmaya çalıştığı sürece "Sanatçı"dır.
2. İleride örneğin ’ressam’ ya da ’heykeltraş’ olarak mı anılmak istersin yoksa ’sanatçı’ olarak mı? Neden?
İleride daha geniş bir kapsamı olduğu için sanatçı olarak anılmak isterim, keskin sınırlarla tanımlanmış alanlar kendimi tanımlamak için bana yeterli gelmiyor. Ama tabii ki benim de takip ettiğim değerli ressamlar, heykeltraşlar mevcut. En azından bu disiplinlere odaklanmış ve ömrünü adamış insanlar arasında bana da ilham veren, takip ettiklerim var. Benim tavrım daha düşünce temelli ve akışkan, geçirgen bir içeriği var, bu açıdan sanatçı olarak tanımlanmam daha uygun gözüküyor.
3. Sadece sanat yaparak ’hayatta -ve sanatta- kalmak’ ve üretken olmak mümkün mü senin için? Sanat yaparak hayatta kalmayı başarıyorsan, bunu nasıl mümkün kılıyorsun?
Benim için mümkün değil o yüzden başka bir meslekte tam zamanlı olarak çalışıyorum. 2016 yılında bir kursa giderek başladığım bir "yazılım geliştirici" yolculuğum mevcut ve yıllardır bir yandan bu sektörde devam ediyorum. Ben, kendi tecrübelerime göre, cemaatleşmenin yaygın olduğu Türkiye sanat ortamında, maddi kaygılar için üreten ve yaşayan ya da maddi kaygıları merkezine alan bir sanatçı olamayacağımı düşündüm ve kendi doğru bulduğum değerlerin de etkisiyle kendi ayaklarım üstünde kalabileceğim bir yaşam oluşturmaya çalıştım. Bunun için hem çalışabileceğim bir mesleği hem de kalan tüm vakitlerimi harcadığım bir sanatsal üretimi beraber sürdürüyorum. Bu durumun daha farklı olabilmesi, ayrıcalıklı konumları olmayan, hayatını idame ettirmek zorunda olan sanatçılar için pek mümkün gözükmüyor. Sanatçının, benim anlayışıma göre maddi bir kaygıyı merkeze alarak üretmesi en azından potansiyelini tam açığa çıkarabildiği sağlıklı bir üretimi gerçekleştirmesi mümkün olmadığı için, genç sanatçılara özellikle daha pratik, dijital sektörlerde ya da sanat kurumları çevresindeki iş olanaklarını değerlendirmelerini tavsiye ediyorum. Bu konfor alanından çıkmak yönünde bir sanatçının bakış açısını da genişletecek ve finansal anlamda bir özgüven sağlayacaktır.
4. Sanatsal ifade özgürlüğünün engellenmesi veya sınırlanması (kimlik, toplumsal cinsiyet, küir vb.) bağlamında sansür ve otosansür konusunda ne düşünüyorsun? Üretim yaparken sansür ile karşı karşıya kalıyor musun?
Benim üretimim açık şekilde politik ya da cinsel öğeler içermediği için şu ana kadar bir engellemeyle karşılaşmadım. Bana göre sansür ve otosansür Türkiye'nin demokratik değerlere, adalete ve insan haklarına dayalı bir hukuk sisteminin eksikliğinin ya da -miş gibi yapmasının on yıllardır süregelen sonucu. İnsan haklarının bağımsız yargının gerçek bir sosyal devletin olmaması ile yakından ilişkili olarak gördüğüm sansür meselesinin diğer insan hakları mücadelelerinden bağımsız olduğunu düşünmüyorum.
5. Sanatçı ve aydınların yakılarak katledildiği bir coğrafyada sanatçı olmak nasıl bir hissiyat senin için? Buna bağlı olarak sanat ile aktivizm, sanatçı ile aktivist ilişkisi hakkında ne düşünüyorsun?
Sanatsal üretimin doğası itibariyle toplumsal tarihsel tartışmalarla kesişme ihtimali yüksek olmakla birlikte, aktivizmin ve direnişin çeşitli formları olduğu gerçeği ortadadır. Önceki jenerasyonların daha toptancı daha ciddi denebilecek örgütlenme ve direniş yöntemleri yerine, yeni jenerasyonların farklı bakış açıları, günümüz yaşam tarzının getirdikleri, eşitsizliklere karşı mücadele pratiklerini çeşitlendiriyor. Sanatçıların, kültürel alanlardaki aktörlerin, ifade özgürlüğünde, demokratik haklar ve değerler noktasında öncü konumu hala geçerlidir. Hepimiz bu sistemin çeşitli kanallarında bulunuyoruz ve çalışıyoruz, topyekûn bir değişime inanmasam da, kurumları, kararları değişime zorlamak için dayanışmamız bir tercihten ziyade bir zorunluluk olarak önümüzde duruyor.
6. Sanat ve sanatçının desteklenmesi bağlamında uygulanan devletin kültür-sanat politikası hakkında ne söylersin? Kamudan beklentilerin nelerdir? Kamusal destek mi/özel sektörün desteği mi elzemdir senin için?
Türkiye'nin devlet aygıtı, devlet aklı ve anlayışı ve tarihsel arka planı ortadayken, kamu olanaklarına güven duyduğum söylenemez. Fakat özel sektörün de başka handikapları mevcut. Benim anlayışım sanatçıların ve sanat aktörlerinin inisiyatifleri ile, kollektif şekilde hareket edilirken bu tarz kamusal ya da özel kaynakların, etik problemlere dikkat edilerek, politik ya da kar amaçlı oluşabilecek manipülasyonlara karşı hassas olunarak kullanılması yönünde. Kaynakların açık ve şeffaf şekilde kullanımı, karar verme mekanizmalarının yine ahbap çavuş ilişkileriyle değil de şeffaf ve etik değerlerle yürütülmesi olmazsa olmazdır.
7. Kişisel deneyimlerinden hareketle, bağımsız bir sanatçı olmak ile bir galeri tarafından temsil edilen sanatçı olmak arasındaki (avantaj/dezavantaj, sanatsal özgürlük, sanat üretimine müdahale) farklar nelerdir? Özellikle Türkiye’deki galericiliğin işleyişi hakkında değerlendirmen nedir?
Bir galeri sanatçısı değilim ve hiç olmadım. Bağımsızlığın iyi bir pozisyon olduğunu düşünmekle birlikte, etik değerlere hassasiyet gösterildiği sürece çeşitli galerilerle, çeşitli iş birlikleri yapılabilineceğini düşünüyorum. Daha önce bir sanat galerisinde farklı bir pozisyonda kısa bir süre çalışmıştım ve gördüklerim pek de sağlıklı bir ortam olmadığı yönündeydi. Ticari bir marka haline gelmiş, tüm sistemin üretici alıcı satıcı pazarlama gibi üretim yöntemlerine indirgenmiş bir kültürel anonim şirketi paradigmasını kabul etmiyorum. Fakat çeşitliliğe, yeni yöntemlere ilgi gösteren, açık fikirli galericilerin olduğunu umut ediyorum ve çeşitli şekillerde ilişkilenmelerin çoğalması gerektiğini düşünüyorum.
8. Sanatın gelişimi bağlamında sanat piyasasının (müze ve koleksiyonerler çerçevesinde) belirleyicilik kazanması olasılığı ya da durumu hakkında ne düşünüyorsun?
Sanat koleksiyonculuğu hakkında hiçbir fikrim yok ve sanatçıların desteklenmesi, çeşitli sergiler vasıtasıyla daha geniş kesimlerin sanata ulaşabilmesi anlamında fayda sağlayabiliyorsa önemlidir.
9. Bir eserinin kara para aklamak üzere satın alındığını öğrensen ne hissedersin? Genel olarak sanat eserinin metalaşması üzerine ne düşünüyorsun?
Ticari ilişkilerin çok merkezinde olan bir sanat üretimi ya da alışverişi ilgimi pek çekmiyor ve bu tarz kara para aklama iddialarını ben de daha önce duydum. Bence diğer çevrelerde olduğu gibi kültür-sanat ortamları da kendi içinde daha popüler, maddi getiriye daha açık bir kesimle, daha aktivist ve entelektüel yönü ağır basan iki farklı ucu barındırıyor. Bunlar arasında etkileşimler ve kesişmeler olmakla birlikte, küratörlerin, farklı sanat kurumları ve aktörlerin yaklaşımları ve bakış açılarının da belirlediği bu tarz bir çeşitlilik mevcut. Bu bağlamda sanatla-aklama "art-washing" konusunu sanatçıların daha çok düşünmesi ve tartışması gerektiğini düşünüyorum.
10. Sanat tarihinin nesnel koşullarda yazıldığını düşünüyor musun? Bu yazımı etkileyen kişi, kurum ve çevreler hakkında ne dersin? Hakikate, samimiyete, tarafsızlığa ve nesnel bilgiye dayanan bir sanat eleştirisi ihtiyacı üzerine ne düşünürsün?
Sanat tarihinin Batı Avrupa merkezli diğer tüm anlatılar gibi hiyerarşik ve dünyanın Avrupa dışında kalan kesimlerinin kültürünü önemsizleştiren bir yaklaşımı olduğunu biliyoruz fakat hiçbir anlatının da nesnel olabileceğini düşünmüyorum. Diğer konu başlıklarındaki gibi çeşitlendirici, çoğunlukçu bir yaklaşım ile farklı perspektifleri işin içine katacak sanat tarihi çalışmaları çoğalmalı.
11. ”Sanat iyileştirir” popüler söylemi için ne düşünüyorsun? Bu bağlamda küratörlük kurumuna bakışın nasıl? Kurumsal ve bağımsız küratörlerin seninle iletişimi nasıl?
Sanatın iyileştirdiğini sanmıyorum ama dolaylı yoldan, sanat üretimi ve etrafında oluşan insan ilişkilerinin, çoğalan ve paylaşılan fikir ve düşüncelerin insana dokunan, insanlık durumumuza ve insanın bireysel ve toplumsal krizine yeni perspektifler sunan bir içeriği olmasını bekliyorum. Maalesef gerçek hayatta kendi deneyimlerimde bunun her zaman geçerli olmadığını gösteriyor.
12. Son olarak konuyla ilgili eklemek istediğin bir şey var mı?
Eklemek istediğim başka bir şey yok, teşekkür ederim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder